Makaleler Makale ve Araştırmalar Araştırmalar Dünyada ve Türkiye’de Toplumcu Sanat Eğilimleri-2
Makale Başlığı: Dünyada ve Türkiye’de Toplumcu Sanat Eğilimleri-2

Dünyada ve Türkiye’de Toplumcu Sanat Eğilimleri-2

Yazar: Zafer Kalfa • Eklenme Tarihi: 02.08.2006 • Görüntüleme: 7.053

Özet:
Sanat,daima özgürlüğe ihtiyaç duyar.Bağımsızlığın olmadığı yerde sanatçı ne boyasını ne de notasını dilediği gibi kullanabilir.Günümüzde de özel galeriler,sanat ticareti yapmakta ve hem sanatçıya hem kendisine gelir sağlamaktadır.

Kelimeler:
Dünyada ve Türkiye'de Toplumcu Sanat Eğilimleri

*1848 Devrimi ve Paris

Sanatın en üst düzeyde siyasallaştığı hattâ bu tavra isminin konulduğu ülke olan Rusya’nın sanatçılarına bile örnek teşkil eden en önemli politik sanat hareketi;Fransız Devrimi’nden aldığı güçle ressam Gustave Courbet (1819-1897) tarafından başlatılmıştır. ‘Günaydın Bay Courbet’ adlı resim, burjuva tarafından çok tanınan ve bir zamanlar kendi görüşlerine hizmet eden resimler yaptığı için oldukça da beğenilen Courbet’ in ününün artmasına ve büyük tartışmaların doğmasına neden olmuştur.

Courbet’ in ve diğer gerçekçilerin bir bakıma burjuva ressamları olarak anılmasının sebebi,Fransız Devrimi sayesinde doğan özgürlükçü havayı burjuva sınıfının kendi lehine çevirmek için onları kullanmasıdır.Aslında bu,karşılıklı bir ilişkidir.Yani ilk başlarda ne burjuva ne de ressamlar bundan rahatsızdı.Çünkü kilisenin etkisi,daha doğrusu baskısı,ressamları yıllarca din konulu resimler yapmak zorunda bırakmıştı.Üstelik ressamlar,istemedikleri resimleri,istemedikleri biçimde yapıyor yani eserlerine yorum katamıyorlardı. Bir zamanlar Rönesans, onlara bu gücü vermiş ve sanatçıların konuyu seçemeseler bile o konuya kendi duygularını katabilmelerini sağlamıştı.

Ama zamanla kilise, ülke yönetiminde tekrar söz sahibi oldu ve eskisi gibi sanatı-sanatçıları hakimiyet altına aldı.

Ressamlar ise devrime ve burjuvaya sığınmak zorunda kaldı. Oysa burjuva, kısa zamanda niyetini açığa çıkardı ve tıpkı kilisenin yaptığı gibi ressamlar yolu ile kendi duygularını, düşüncelerini, zevk dolu yaşam tarzlarını, şaşalı eğlencelerini sanatın ve hayatın tek konusu yaptı. Ressamlar, adeta burjuvanın reklam aracı idi. Bu sayede zengin ve soylu insanlar, kendilerini tatmin ediyor, ressamlar ise bolca para kazanıyordu.

Sanat, daima özgürlüğe ihtiyaç duyar. Bağımsızlığın olmadığı yerde sanatçı ne boyasını ne de notasını dilediği gibi kullanabilir.Günümüzde de özel galeriler, sanat ticareti yapmakta ve hem sanatçıya hem kendisine gelir sağlamaktadır. Fakat bu durum sanatçının bağımsızlığına engel teşkil etmez. 19. yüzyıl burjuvasının sanat-ticaret ilişkisi ile günümüzün galeri-sanat ilişkisi arasındaki fark, günümüzdeki galerilerin sanatçının konusuna karışmaması, onun duygu ve düşüncelerini değil tuvallerini satın alması ya da satmasıdır. Oysa; 1800’lerde burjuva iktidarının temsilcileri, bir ressama resim sipariş ettiklerinde resimin konusuna, renklerine dahi karışıyorlar hattâ bunları kendileri belirliyordu. İşte bu baskı, sanatçıların rahatsızlık sebeplerinden biri oldu. Bir diğer neden ise; sınıfsal ayrımların resimlere taşınması idi. Sanatçılar, biraz da kiliseden kaçıp burjuvaya sığınma çabasındaydılar ama bir yandan da burjuvanın reklam aracı gibi görünmek istemiyorlardı. Kilise ise onları çok bunaltmıştı.1830 Devrimi’ni sahiplenen Louis-Philippe hükümeti adına Thiers,1833’de şunları söylüyordu: “Hükümet, kilise tablosu sipariş etmiyor artık. Sanatçılar artık bu tür tablolar yapmaktan zevk almıyor, hemen tümü istekleri geri çeviriyorlar. ”Aslında bu sözler, burjuvanın sanatçılardan ve onların gücünden yararlanabilmek, onları kendi yanlarına çekebilmek için söylenmişti. Ressamlar, tam anlamı ile arada kalmışlardı. Sonunda ise kilise, burjuva ile işbirliği yaparak ülke yönetiminde tekrar söz sahibi oldu. Bu, sanatçılar için dayanılmaz bir durumdu. Küçük bir kesim dışında hiçbir ressam bu baskıyı kabullenmedi. Salon sergilerine resimlerini yollamadılar. Bunun yanında halk da kendi içinde örgütlenip ayaklanmaya hazırlanıyordu.

Decamps,1839 martında “sanatın amacı halka seslenmek,ondaki ulusal teli titretmektedir” diyordu. 1848 ise sanatın ve sanatçının gücü ile gerçekleşen bir devrim yılı oldu.Devrimin öncü sanatçılarından G.Courbet,Taş Kırıcılar’ ı boyadı.Bu resim,onun ilk toplumcu eserlerinden olmakla birlikte o,bu resim hakkında şunları yazmıştır:Bir gezinti yapmak için Saint Denis şatosuna gidiyordum.Maisiere yakınında,yol üzerinde taş kıran iki adamı seyretmek için durdum.Bundan daha kötü bir sefalet örneğine rastlamak zordur.Böylece,bir anda aklıma bir tablo yapmak geldi(...)Sanata bir halk enerjisi vermek gerekiyor. Öte yandan Daumier,gerçekçiliği romantik bir üslup ile kaynaştırarak toplumcu resimler yapıyor ve Courbet’ in en yakın destekçisi oluyordu.Paris’te büyük tartışmalara yol açan Günaydın Bay Courbet (1854)adlı tablo,o güne kadar halktan kopuk ve elit bir yaşam süren sanatçının toplumdaki yerini irdeliyor ve onu halk ile aynı seviyede gösteriyordu.Courbet,bu iki resiminin ve birkaç eskizinin dışında ressam olarak, devrimci yanını pek yansıtmamıştır.

Ama sanatın ve halkın iktidarı için uğraşlarına devam edip 5 Nisan 1871’de Paris sanatçılarına bir çağrı metni sundu.Çağrıda şöyle diyordu:Bugün sanatçılara,onların zekasına,duygularına sesleniyorum:Paris,onları bir ana gibi besledi,onlara sahip oldukları yeteneği verdi.Şimdi ise sanatçılar,bütün çabaları ile ahlâksal bir devlet kurmaya koşmalıdırlar.(Bu bir onur borcudur)...Paris!Paris...bu büyük şehir,sırtındaki feodal kalıntıların tozunu silkelemekte(...)Paris halkı,din bezirgânlarının sınıf kışkırtıcılarını yenecektir.Sekiz gün sonra dört yüz sanatçı ve zanaatçının katıldığı toplantı ile beraber Sanatçılar Federasyonu Komitesi kuruldu.

Komitenin kurulması,1848 Devrimi olarak anılan gelişmeyi fazlasıyla destekledi.Komiteye Corot,Courbet, Daumier, Manet, Dalou, Andre Gill seçildiler.Edouard Manet,bu komitenin en dikkat çekici sanatçısıydı. Manet,sanatta doğanın Rönesans’tan sonraki gerçekliğini arayan ve kişisel duyguya yer vermeyen izlenimci akımın temsilcilerindendi.Toplumsal sorunlara el atmak,ne izlenimciliğin ne de izlenimciliğin Manet dışındaki temsilcilerinin ilkelerinden biri değildi.Hattâ bu akım,bırakın toplumsal sorunları bireysel hislerle bile ilgilenmiyordu.Manet’ nin bir izlenimci olduğu halde bu komiteye katılması ve yerleşik ahlâk yargılarını yerle bir eden Kırda Yemek adlı tabloyu yapması,o dönem sanatçıları tarafından benimsenen ‘asker sanatçı’ anlayışı ile açıklanabilir.Manet’ ye göre bir ressam kendini hangi akıma yakın his ederse etsin,hangi üslupta eserler verirse versin çağının sorunlarına da kulak vermeyi başarmalıdır.

Ne var ki hem sanatçıları hem de halkı ateşleyen bu komite ve beraberinde kurulan Komün,varlığını sadece üç ay sürdürebildi.Sanatçılar Federasyonu Komitesi de,işçi hükümeti de kanlı bir şekilde ortadan kaldırıldı ve ressamlar,bir hafta süren bu baskının çatışmalarını,kurşunlanmalarını eskiz defterlerinde ölümsüzleştirdiler.Bu çizimler,komüncülerin yiğitliklerinin etkileyici birer belgesi oldu.Sonlandırılan bu devrimin öncü sanatçısı olan G.Courbet,tutuklandı ve ağır işkencelere maruz kaldı.Courbet’ nin ,tutuklu kaldığı günlerde yazdığı bir mektup,şöyle:Beni soyup soğana çevirdiler.Mahvettiler,alçalttılar.Küfür ve adilikler arasında Paris ve Versailles sokaklarında sürüklediler.İnsanda akıl ve güç bırakmayan hücrelerde çürüdüm.(...)Ne yazık ki yalnız değilim.Sağ ve ölü iki yüz bin kişiyiz(...)Dünya var olalı beri böyle bir şey görülmemiştir.

O günlerin vahşi ve kanlı olaylarını en iyi anlatan eserler Daumier’den çıkmış ve günümüze kadar taşınmıştır. Daumier,olayları kendi gözü ile gördükten sonra coşkulu bir bildiri niteliği taşıyan ve gerçeğe uygun yapıtlar yapmıştır.

Makale Detaylar

Gönderen: CINNET

Kategori: Makale ve AraştırmalarAraştırmalarDünyada ve Türkiye’de Toplumcu Sanat Eğilimleri-2

Derecelendirme: %100

Yazar İletişim: Unknown

1 kişi yorum yapmış.

webmaster - 03.08.2006
Gustave Courbet ve Günaydın Mösyö Courbet çalışması sanat tarihi için bir ilktir. Bilmeyenler için söylemek gerekirse bu çalışmada ressam Courbet ve iki aristokrat bir dağ yolunda karşılaşıp sohbet edercesine bir pozda resmedilmiştir. Oldukça yalın olan bu eser, ressam ve aristokrat kimliğini sıradan insanlarla eşdeğer seviyede gösterdiği için dönemin zenginleri tarafından büyük tepki görmesine neden olmuştu. Günaydın Mösyö Courbet toplumcu sanatın başyapıtı ve ilk örneklerinden biridir.



http://www.sanatteorisi.com/article_read.asp?id=229 adresinden Gustave Courbet yazısına ve Günaydın Mösyö Courbet resmine ulaşabilirsiniz.

Sadece üyeler yorum yazabilir. Üye olmak için tıklayın.