. . .
Sanat Teorisi
  Ana sayfa >> Makaleler >> Makale ve Araştırmalar >> Denemeler >> Makale Oku

Makale Başlığı: Hangi Basın, Hangi Yöre?

Hangi Basın, Hangi Yöre? Yazdır Google+ twitter facebook

Yazar: Zafer Kalfa • Eklenme Tarihi: 22.06.2007 00:55:59 • Görüntüleme: 2.445
Özet:
Evvelâ şunu kabul etmek gerekiyor: Trabzon basını yerel değerler taşımıyor. İşin aksi gibi ulusal ya da evrensel de olamıyor Trabzon’daki basın. Yalnızca basın kurumlarının taşıdığı isimler yerel çağrışımlar yapacaktır bizlere, ki dış görünüşe dayanan böylesi tavırlar da bir anlam ifade etmezler.
Kelimeler:


    Trabzon Gazeteciler Cemiyeti Başkanı, değerli aydın A.Şefik Mollamehmetoğlu’nun bir toplantı sırasında söylediği sözü hatırlıyorum: “Anadolu’nun en güçlü yerel basını Trabzon’dadır!”. İlk duyulduğunda müthiş cazibeli gelen ve nicelik yönüyle doğruluk payı da bulunan bu sözü daha evvel birkaç gazete yazımda ve televizyon yayınımda irdelemiştim. Güç nedir? Basın nedir? Anadolu nedir?, diye sormuştum. Halâ soruyorum ve bulduğum yanıtlar maalesef beni Ahmet ağabeyden ayrı düşünmeğe sevk ediyor.

Sayıca yani nicel yönden baktığımızda Trabzon’daki basının gerçekten dev bir kale oluşturduğunu düşünebiliriz. Öyle ki, bölgesel veya yerel alanda ülkemizin hiçbir bölgesinde bu ölçüde bir basın gücü yok. Gazete ve televizyonlarının sayısıyla Trabzon basınına yan bakacak başka bir kent yok. Hattâ, basın araçlarındaki nesnel düzeyi de hesaba katarsak varacağımız sonuç bizi A.Şefik Mollamehmetoğlu ile aynı düşünmek zorunda bırakabilir. Oysa ben, mevcut durumu ve güç kavramını bir de nitelik yönüyle ele almayı –bir kez daha- gerekli görüyorum. 

    Evvelâ şunu kabul etmek gerekiyor: Trabzon basını yerel değerler taşımıyor. İşin aksi gibi ulusal ya da evrensel de olamıyor Trabzon’daki basın. Yalnızca basın kurumlarının taşıdığı isimler yerel çağrışımlar yapacaktır bizlere, ki dış görünüşe dayanan böylesi tavırlar da bir anlam ifade etmezler. Fakat gazete/ televizyonlarımızda içerik yönüyle Trabzon’u, Karadeniz’i gereğince anlatan, işi klişelere dökmeden Karadeniz ruhunu yansıtan tek bir yayın göremeyiz. Kaldı ki, bu kadarını yani bayağı bir Karadeniz edebiyatını holding televizyonlarının çektiği/çektirdiği o saçmasapan dizilerde de görüyoruz. Bunların Karadenizlilikle, Trabzonlulukla ilgisi yoktur. Bu tür ucuz edebiyatların yerelliğe bir katkısı da yoktur.

Güç demek, etki demektir. Güç, mevcut değerlere etki eder. Bedenî gücünüzle bir cismi yerinden oynatabilirsiniz, yani ona etki edersiniz. Ruhsal gücünüzle yaşamınızdaki çeşitli olayların üzerinizde bırakacağı etkiyi düzenleyebilirsiniz. Toplumsal güç ile devrim yaparsınız ya da en azından mevcut siyasî otoriteyi etkilersiniz… Kısacası güç; durağan değildir. Onun –kendi doğası gereği- etken bir özelliği vardır. Basın gücüne gelince; o neden farklı olsun ki? Basında da bir güçten söz edeceksek o basının/ basın kuruluşunun/ basın gücünün, konu edindiği olaylar üzerinde etki yeteneği olmalıdır. Hele de bu basın, kendisini “Anadolu’nun en güçlüsü” olarak görüyorsa bu etkinin boyutları tartışmasız oranda yüksek olmalıdır. Oysaki Trabzon basını, Trabzonspor’un oyuncu alım-satımlarına kurnazca müdahale etmek dışında özellikle son yıllarda ne kadar güçsüz olduğunu pek alâ ortaya koymuştur. Dahası, Trabzon basını nesnel olanaklarıyla ve nicel yönden gerçekten Anadolu’nun en güçlüsü olmasına rağmen –ki, belki de Ahmet abi bunu kastediyordu(?)- bu olanaklarını olay/ sorunları çözümlemekte kullanamamıştır. Mersin’in fakir bir yerel gazetesi, şehrine gelen ABD ajanına tam sayfadan hesap sorarak basın olmanın gereğini yerin getirirken ve güç teşkil ederken, Trabzon basını, köylerden arsa satın alacak kadar ileri giden yabancı devlet ajanlarını konu bile edinmemiştir. Trabzon’da AB vakıflarınca desteklenen ve bölücülüğü temel alan belgesellerin çekildiğini de yaygın bir basın organından öğrendik, kendi gazetelerimizden değil. İyi ama bir gazete, bir televizyon ne işe yarar? Gazetecinin işi haber yakalamak ve bunu duyurmak değil midir? Baskı makineleri bile hurdaya dönmüş bir Mersin gazetesi tek başına şehrini savunabilirken sayıları yirmiye yaklaşan Trabzon gazete ve televizyonları Karadeniz’i ilgilendiren tek bir olaya bile tavrını koyamamıştır. Fındık sorununda olsun, ABD’nin üs talebi konusunda olsun Trabzon basını şehrini ve ülkesini zerre kadar savunamamıştır. Bırakınız taraf olmayı, yerel yayın organları bu türden olayları ayrıntılı bir şekilde haber bile yapmamıştır. Gazetede yazı yazanlar, sadece ucuz milliyetçilikle vakit kazanmışlardır. Türkiye Cumhuriyeti’nin birleştirici gücü olmakla –haklı olarak- övünen Trabzon’un bir düzine basın organı Süper NATO’nun Hrant Dink cinayetine ve beraberindeki psikolojik savaşa hazırlıksız yakalanmışlardır. Çünkü ıraksak düşünememektedirler, yarın neler olacağı konusunda tahmin bile geliştirememektedirler. Çünkü hiçbiri habercilik deneyimine ve ilkesine sahip değildir. Beşikdüzü’ ndeki yabacı devlet ajanı hakkında hatırı sayılır bir manşet dahi atmamıştır yerel basın. Neden; yabancı bir ajanın Beşikdüzü’nden arsa satın alması haber değeri taşımamakta mıdır? Akşam saatlerinde, Asrin köylerine çıkan yabancı plakalı araçları araştırmağa neden ihtiyaç duymamaktadırlar? Yoksa Trabzon basını böylesine ciddi bir olayı halka duyurmak, yani en basidinden işini yapmak yerine sonu gelmeyen ticarî hesaplara kafa yormayı daha mı uygun görmüştür? 

    Bir şehir düşünün, orada yer yerinden oynuyor, tüm dünya o şehrin haritalarını çıkartıp inceliyor…şehre denizden ve karadan ve havadan ajan yağıyor (bazıları, dallara takılıp düşüyor)… Bu şehirde deniz ve toprak yok ediliyor, bilimciler tarafından 15 yıla kadar asit yağmurlarının başlayacağı bildiriliyor … Siyasî ve toplumsal ve doğal kaynaklar bakımından alev alev yanan bir şehir… ve ne acıdır ki, gazetelerin sahipleri veya müdürleri muhabirlerini bu konuların peşine değil de iş adamlarının bürolarına yolluyorlar. Muhabir gidiyor. Patronundan selâm iletiyor. Bilmem ne kadarlık çek alıyor ve karşılığında bu iş adamının ticarî yaşamı hakkında tam sayfa haber yapıyor… ya da açıyorsunuz televizyonu; zengin bir iş adamının kızıyla, bir bakanın oğlu evleniyor ve işte size, basın! Yazık…Böyle bir matbuat anlayışı yoktur. Böyle bir gazetecilik olamaz. Tamamen ezberci, kopyacı,çıkarcı ve ticarî bir kurumlaşma… 

    Bu yönüyle Trabzon’da yerel ya da evrensel hiçbir şekilde basının varlığından söz edemeyiz. Çünkü ortada, basın mesleği/ biliminin tanımıyla uyuşan herhangi bir etkinlik/ eser/ kurum yoktur. Bununla birlikte Trabzon’daki gazete ve televizyonların yerel vasfı da yoktur. Yani Trabzon’da bir basının varlığından söz edenler olacaksa da bu defa da o basın hakkında yerellik tartışması başlatırım. Zira şehirdeki gazete ve televizyonların çoğu yerel çaptadır. Bu yerellikleri evvelâ yayınlarının kapsama alanlarıyla ilgilidir. Yani nesnel yönden yereldirler…Buna rağmen hiçbiri, Trabzon halkının, Karadeniz insanının ruh yapısına, tarihsel geçmişine, estetik anlayışına uygun değildir. Lokanta reklamlarını Temel tiplemesine bürünmüş adamlarla çekerek yerel olunmaz! Gazetenin yarısından çoğunu Trabzonspor haberlerine ayırmakla da yerel olunmaz. Kaldı ki, reyting kanallarında sıkça kullanılan öğeleri kopya ederek asla yerel olunamaz; bu büsbütün kimliksizlik olur. Trabzon basını kimliksizdir.

Pek alâ; yerel çapta yayın yapan bir gazete /televizyon yerel özler taşımak zorunda mıdır? Eğer yöre halkının geleneksel değerlerini kendi izlenilebilirliğini artırmakta yani para kazanmakta kullanıyorsa (yani onları sömürüyorsa)evet, yerel tavrını korumak ve de hizaya sokmak zorundadır. Dış görünüşte yine cazibeli bir hali vardır bu yerelliğin; ikide bir kemençe sesi duyulur kanallarda. Gazetelerde sık sık Trabzonlu iş adamları görülür. Fakat bu bir yerellik değil lümpenliktir. Kimliğini koruyamamanın, arada kalmanın, bayağılaşmanın işaretidir. Genç adam sözde bir Karadeniz türküsü okumaktadır fakat türküde modern hip-hop ritimleri kullanılmaktadır. Bu adam kendini şöyle savunmaktadır: “Ben, Karadeniz müziğini çağdaşlaştırıyorum!”. Bu zeki adam (!), kenedini beğenmeyenleri de geri kafalı olarak nitelemekten geri kalmaz. Ve maalesef, bu “Karadeniz hip-hop’u” nun daha da bayağı türedileri hızla artacaktır. Tam tersi bir örnek verelim: kadının biri, yerel kanalların birinde bir yayın sunmaktadır. Kadın, ısrarla Karadeniz aksanını abartmağa çalışır. “Uyy!”… “Ha uşağum!” gibi yöresel ünlemleri –ağzına hiç yakışmadığı halde- sıkça tekrar etmektedir. Kot pantolonunun üzerine de bir peştamal bağlamıştır ki tam yerel olsun… Ve işlem tamam. İşte, size yerellik! Tebrikler!.. Halbuki bu yayın organlarının hepsi, yörenin yetiştirdiği ressamlara, müzisyenlere, yazarlara yıllarca kapalı tutmuşlardır kapılarını. Örneğin Trabzon’un tarihini araştırıp eser yapan bir aydını Trabzon kanal ve gazetelerinden hiçbiri tanıtmak istememiştir. Ülke çapında ün kazanmış Trabzonlu bir ressamın en az tanındığı yer de yine Trabzon olmuştur bu yüzden. Fakat aynı basın, bir süre sonra, bu sanatçıların yaygın basın organlarında yer edindiğini görünce havaya girmiş, şımarmıştır nedense. “İşte…” demiştir, “bu ressam, bu yazar, bu yönetmen hemşehrimizdir!”. Ne yazık ki, artık küsmüştür şehrine o ressam, o şair, o yazar… gazete ve televizyonlar yine hiçbir kültürel birikimi olmayan o muhteşem “kanaat önderleri”nin eline kalır. Olan yine güzelim Trabzon’a olur. 

    Şimdi bir de elitist tavır gelişti yerel yayınlarda; kendini herkesten daha üst seviyede gören ve güyâ radikal çıkışlar yapan bazı yazarlar vb. Nasıl ki kimileri, yöre aksanını kullanarak yerel olunabileceğini sanıyor, yeni nesil de ünlü düşünürlerin sözlerini köşe başlarına koymakla evrensel olabileceğini zan ediyor ve yazık oluyor Trabzon’a. Bilirsiniz; yabancı kelimeleri bolca kullanan, anlam bütünlüğü olmadığı halde yazının bir yerine düşünürlerin –ama ille de yabancı düşünürlerin- özdeyişlerini sıkıştıran bazı genç arkadaşlar...Ve tabii modaya uygun düşecek şekilde “insan hakkı, demokrasi” tekerlemeleri söyleyen sendikacı yazarlar… Aynen aktarıyorum: “Bu ırkçı ve faşist uygulamalar…” Durum budur; “ırkçı ve faşist”… ne diyelim ki?Üstelik bunu bir hafta önce ülke çapında gazetelerinden birinde de görüyoruz. Yani şimdi, bu olaya neresinden bakalım? Hem, aynı anlama geldiği halde sırf yabancı ve moda olduğu için bir kelimeyi Türkçe karşılığıyla yan yana kullanıyorsun, hem de bunu sırf büyük gazetelerin birinde gördüğün için yapıyorsun. Ama olmaz ki! 

    Kendinden bu kadar utanan, aşağılık ruhiyesinden bu denli zevk alan, cahilliğini asla kabullenmeyen ve gözü paradan başka her türlü değere kapalı olan bir basına teslim oldu Trabzon. Üstelik bu güzelim şehir; tarihsel birikimi ve yetiştirdiği değerli sanatçıların çokluğu göz önüne alındığında böyle bir basını hiç mi hiç hak etmemektedir. Daha da önemlisi şudur: Trabzon; hayatî önem taşıyan bir süreç yaşamaktadır. Tabii değerleri yağmalanmakta, siyasî dengesi kaybolmakta, tarıma dayalı ekonomik gücünü hızla yitirmekte, modern terörün hedefi tahtasına girmekte olan bu şehrin derhal bilimsel ve ahlâkî yetilerini tamamlamış bir basına kavuşması zorunludur. Aksi halde Trabzon geri dönüşü olmayan bir yola girecektir ve yolun sonu karanlıktır.



Zafer KALFA 



Not: 

1-Bu yazıma Trabzon Gazeteciler Başkanı Ahmet Şefik Mollamehmetoğlu'nun söylemine karşılık vererek başlamış olmam yanlış anlaşılmasın. Kendisi Trabzon'un ve Türkiye'nin en iyi gazetecilerinden biridir ve onun meslekî başarısını daha önce K.Ekspres Gazetesi'nde yayınladığım 3 sayfalık "Ermeni Meselesi Değil Önder Meselesi" adlı makalemde de belirtmiştim.

2- İstanbul'dan sonra ilk edebî yayınlar Trabzon'da hazırlanmıştır. İlk sanat ve siyaset dernekleri Trabzon'da tamamen halkın kendi eliyle kurulmuştur. 1930'lu yıllardan itibaren Trabzon'da basın ve sanat yayınları zirveye çıkmıştır. Bu yazımın Trabzon halkına ve tarihine değil ama doğrudan doğruya Trabzon basınına yönelik olduğunu belirtmeliyim.AKP Hükümeti,mahut Bakan ve mahut iş adamı aracılığıyla Trabzonspor'a ve Trabzon basınına operasyon düzenlemiştir ve bunu itiraf da etmiştir. İnanıyorum ki Karadeniz halkı bu hayasız saldırıyı def ettiğinde Trabzon eskisi gibi Türkiye'nin en üst düzey basın şehri olacaktır.

Makale Detaylar
Gönderen: CINNET
Derecelendirme: 0000000000 0%
Yazar İletişim: Bilinmiyor

Sadece üyeler yorum yazabilir. Üye olmak için tıklayım.

Ana sayfa | Makaleler

Aç

Haftanın Yazısı: CIA’nin Kültürel Silahı: Çağdaş Sanat

EN İYİ MAKALELERrss

Makaleler bölümündeki en iyi 5 içerik.
Eser Analiz Yöntemleri
Sanat olgusunun varlığını kavramanın en doğru yolu, sanat eserini çözümlemekte yatmaktadır. Bu konuya karşı XX.yüzyıl başlarında ilgi uyanmaya başlamış ve 1915 yılında Heinrich Wölfflin ve sonrasında Erwin Panofsky ...
Türk Resminde Kurtuluş Savaşı Teması
Sanatın toplumsal yapılara, bağlı gelişmesiyle, sanatçının yaratımını politik, ekonomik, kültürel şartlara uyumlu bir tavırla gerçekleştirmesi özdeştir. Bu arada tarihî sürecin hiçbir döneminde varlığı inkâr edileme...
Sokrates ve Felsefesi
M.Ö. 469-399 yılları arasında yaşamış olan ünlü Yunanlı düşünür. Platon’un hocası olan Sokrates, yazılı hiçbir şey bırakmamış, tüm zamanını özellikle gençlerle felsefe tartışarak geçirmiştir. Görüşleri, tartışmaları...
Barok Dönem Cenovalı Ressamlar
İtalya’nın kuzey batısında, liman kenti olan Cenova (İ.Ö.218) Romalılar döneminden itibaren önemli bir merkez olarak tarih içinde yer almıştır. Cenova aynı zamanda İtalya’nın Orta Avrupa’ya açılan kapısı durumundadı...
Altın Oran
“Altın oran kavramı ve bu kavramın gizemi nedir?” diye düşündüğünüz olmuştur. Belki de bu kavramı ilk defa duymuşsunuzdur. Peki, nedir altın oran, nereden çıkmıştır, pratik hayatta kullanımı var mıdır? Doğada rastla...

SON 5 MAKALE  rss

CIA’nin Kültürel Silahı: Çağdaş Sanat
Soyut dışavurumcular, 1940’ların sonlarında ortaya çıktılar ve New York’u sanat dünyasının merkezi olarak kabul ettirdiler. Ancak kimileri onların, Soğuk Savaş Dönemi’nde Amerikan casuslarının piyonları olduklarını ...
Renk Teorisine Tarihsel Bir Bakış
Tarih boyunca uygarlıklar, renk teorilerini etraflarındaki dünyayı tanımlamak ve renkleri nasıl gördüğümüzü anlamak için geliştirmişlerdir. Ancak, ilk kez Aristoteles’in fikirleri renk teorisyenleri arasında daha ço...
Batılı Sanatçıların Çallı Kuşağı’na Etkileri
Çallı Kuşağı, bilinen bir diğer adıyla 1914 Kuşağı; Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde sanat hayatına atılan sanatçılardan oluşur. Bu sanatçılar yıkılan bir imparatorluğun ardından her anlamda yeniden inşa e...
Adorno, Debord ve Baudrillard’da Kültür ve Sanat
Theodor Adorno, kültür endüstrisi düşüncesinde sanatı ‘sığınak’ olarak görmüş, sanatın kitle kültürünün etkilerini azaltma ve onun işleyişinin dışında kalması gerektiğini önermiştir. Guy Debord, “gösteri toplumu” dü...

Navigasyon

Galeri
Üye/Ziyater
  • . Aktif üye sayısı (0)
  • . Aktif ziyaretçiler (13)
  • . Kayıtlı üye sayısı (1120)
  • . Yeni Üyelik
Açılış sayfası yap Sayfa basina git